4 Mart 2014 Salı

Tiyatroda oyuncular aydınlıkta, izleyici karanlıktadır malumunuz. Peki siz hiç oyun izlerken ve karanlıkta öylece oturuyorken, yanınızdakinin aslında göremeyeceğiniz gözlerindeki ışıltıyı, parıldamayı gönül gözünüzle gördünüz mü?

Ben gördüm. Hem gözündeki hem yüzündeki ışıltıyı. İşte buna aşk diyorlar mirim :)

25 Şubat 2014 Salı

Memleket

1876'dan beri bir sürü hükümet düşmüştür fakat hiçbiri yolsuzluk nedeniyle gitmemiştir. Bu memlekette hükümetler, (Birinci Cihan Harbini saymazsak) iki sebepten gider:
1- Darbe,
2- Döviz pahalılığı.

Milyonlarca insan, 138 yıldır hırsızlıkla itham edilenlere oy vermiştir ve bundan sonra da vermeye devam edecektir. Sanki birisi bize "Mal bu, memleket bu. İşine geliyorsa burada yaşarsın." diyormuş gibi geliyor.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Uyan Berkin


Berkin Elvan, 5 Ocak 1999'da doğmuşsun, öyle diyor kafa kağıdın. Vatanperver Türk Polisi tarafından zoraki uykuya yatırıldığında on dört yaşındaydın, hukuken çocuktun. 16 Haziran 2013'te evden ekmek almaya çıkmıştın, İstanbul Polisi tarafından kafandan gaz fişeğiyle vuruldun ve o tarihten bugüne hastanede uyuyorsun.

Dün doğum günündü çocuk, anan baban hastane önünde buruktu. Bilmem farkında mıydın doğum gününün?

Uyuyordun ama hayal mi kurdun, rüya mı gördün yatağında?

Artık on beş yaşındasın çocuk. Uyandığında hayatında bir doğum günü ve daha kim bilir kaç gün eksik olacak.  Seni vuranları adalete teslim etmeyen, "Polisimiz destan yazdı" diyenler bugün o polisle karşı karşıya ama yine de vermiyorlar polislerini adaletin şefkatli (!) kollarına.

Uyuduğunda on dört yaşındaydın, şimdi on beş yaşındasın çocuk. Kaç gün, kaç arkadaş, kaç ders, kaç hatıra, kaç maç zorla alındı elinden? Hele sen bir uyan da, yeniden doğacak ailen. Kara, kalın, birleşik kaşların ve gülümseyen yüzünle bir fotoğrafın var elimizde.

Yeter artık çocuk uyan, uyan da yenisini çektir artık şu fotoğrafın. Âli devletimiz hastane dosyana koyacak belki de, son altı ayda çekilmiş bir vesikalığını.


18 Aralık 2013 Çarşamba

Hoca Atağa Mı Kalktı?

Bugün, alışık olduğumuz tipte bir operasyonla uyandık. Yönteme alışkındık da, bu defa şafak baskınıyla evinden alınanlara şaşırdık. Çevre Ve Şehircilik, İçişleri ile Ekonomi Bakanlarının oğulları, ünlü tüccarlar ve bazı bürokratlar ile belediye başkanı alındı. Gözaltındakilerin tamamı başbakana yakınlığı ile bilinen insanlar. Suçlamaların içeriği ile alakalı hiçbir şey demiyorum zira hüküm giyene dek herkes masumdur. Değineceğim noktalar başka.

Sabah sabah, basının ürkekçe verdiği haberlerle öğrendik soruşturmayı. Herkesin aklına aynı şey geldi: Cemaat, Başbakana savaş açtı. Hatta bir arkadaşımdan gelen e-postanın içeriği, "The Hodja strikes back" idi. Öyle miydi ve öyle ise sebebi neydi? Kıt zekâmla akıl yürütmek biraz zor.

Önce sorunun ilk kısmına yanıt vereyim: Evet, bu operasyon cemaatin hükümete karşı bir hareketi. Hatırlarsanız daha önceki bir yazıda değinmiştim, hükümetle cemaat arasında uzun süredir bir gerilim var ve bunu bir kayıkçı kavgası olarak görmek pek de doğru değil. Bu memlekette uzun süredir maalesef hiçbir kararı bu topraklarda yaşayanlar hür iradesiyle alamaz. Tamam, aldık cipsimizi, çayımızı, izliyoruz ama işin ucu yine bize dokunacak.

Son birkaç gün içinde hükümetten üst üste açıklamalar geldi. Önce bir bakan, ABD dahil herkesin milli irade tarafından seçilen hükümetin politikalarına saygı duyması gerektiğini ifade etti. Enerji Bakanı çıktı, İranla her türlü boru hattı ve gaz taşınması işbirliğine olumlu baktıklarını, gaz fiyatlarının bu sayede ucuzlayacağını açıkladı. Bunun yanına duvara toslayan Suriye ve Mısır politikasını da koyun.

İlk açıklama ABD'yi, ikincisi hem ABD hem de Rusyayı kızdırdı sanırım. Üstüne bir de ABD'den gelen açıklamaları, Bernankenin demecini okuduğumuz ve Türkiye gibi başaltı ülkelerdeki ekonomik sıkışmayı ve borsadaki düşüşleri dikkate aldığımızda, cemaat ile başbakanın paylaştığı pastanın küçüldüğünü görüyoruz. Başbakan, hem iktidarı hem ticari pastayı paylaşmak istemedi ve cemaatin pastadan aldığı payı azaltmaya kalktı. Oslo görüşmelerinin ses kaydı çıktığından beri perde gerisinde güreş tutan taraflar, artık perdenin önünde, minderde arzı endam etmekteler. Son bir yıldır bu muharebeye hazırlanan Başbakan, esasında Gezi Parkı Protestolarını bahane ederek seçmen tabanında safları sıklaştırdı. Bunu gören İstanbul Polisi de Başbakanı sabote eder gibi, orantısız ve garip müdahaleler yaptı. Bu sayede kararsız seçmende Başbakanın cilası biraz çizildi.

Şimdi ne olacak, taraflar nasıl hamleler yapacak?

Bugünkü gözaltılarla cemaat, aslında oğullarını aldığı icracı bakanların kellesini aldı. Başbakan bu bakanları vermemekte direnirse çarpışma çok kanlı olur ve bu arada yolsuzluklara arka çıkıyor izlenimi yaratan başbakan, seçmen önünde itibar ve güç kaybeder. Cemaatin bu aşamada uzlaşma, gücünü kabul ettirme niyetinde olduğu anlaşılıyor. Cemaat de aslında Başbakanın işini kolaylaştırmak için vezirlere değil de piyonlara hamle yapıyor. Her üç bakan da partinin kurucusu değil, o kadar da ağır topu değil ve feda edilebilir adamlar fakat her üç bakan da aslında Başbakanın kuklası. Rantın yönetimindeki adamlar. Cemaat mesajlarını öğleden sonra verdi. Hüseyin Gülerce, bu soruşturmanın bir Cemaat operasyonu olmadığını, bir devlet soruşturması olduğunu açıkladı. Bu, Başbakana yapılmış bir muz ortaydı. Şayet pas alınırsa bu üç bakan feda edilir, yolsuzlukların üstüne gidiliyor imajı verilir ve kol kola seçimlere gidilir. Bu durumda Başbakan diz çöktürülmüş olur. Başbakanın bu yolu seçeceğini hiç sanmam.

İkinci seçenek, Başbakanın bu üç bakanı bırakıp önümüzdeki Mart ayında yapılacak seçimde sandık sayısını artırması ve genel seçimin erkene çekilmesi olur. Bu, akıllıca bir hamle olabilir. Tabi bu günleri görüp, gerekli hazırlığı yaptıysa.

Şimdilik, Başbakanın hala ayakta ve kuvvetli olduğunu Bülent Arınçı izleyerek anlayabiliriz. Bu güne kadar hiç boş ata oynamamış olan B. Arınç hala Başbakanın yanında olduğuna göre, bu iş sadece bu operasyonla bitmez. Her halükarda hükümet kanadı, bu üç bakanı şimdi olmasa da seçimlere kalmadan bırakır, safra atar. Akabinde Cemaate karşı hamleler gelir. Bir nevi Emniyet-MİT müsabakası izleriz bir süre. Kimin ne kaseti varsa çıkar ve oylar bundan etkilenir. AKP, özellikle yerel seçimlerde güç kaybeder, Cumhurbaşkanlığı tehlikeye girer. Kazanan aslında Pirus Zaferi kazanmış olur. Umarım memleketin hayrına olur. 

Yani aslında günün kârlı adamları belli: Mustafa Sarıgül ve John Owen Brennan.

5 Aralık 2013 Perşembe

Kayıkçı Kavgası (Mı Acaba?)

"Üzerinde çok medeniyetler kurulmuş topraklarda yaşayan İMPARATORLUK BAKİYESİ HALKLAR içinde, GÜCÜ ELİNE GEÇİRENİN DOĞRU SÖYLEDİĞİ VE DOĞRU YAPTIĞINA dair genel kabuller insanlık tarihinin değişmezidir." yazmış bir meslektaşım, üstadım Av. Faik IŞIK.Doğru bir tespit. Sanırım bu alışkanlığı, bu algıyı yıkmak için birkaç asır daha geçmesi gerekiyor. Neticede yaşadığımız topraklar, hem din hem devlet adamlığının henüz bir asırdan daha kısa süre önce ayrıldığı bir yer. Yine aynı üstadımın tespiti odur ki batıda türlü hükümdarların hayalidir Papa olmak. Hem kral hem papa. Pehhh. Oysa çok değil, bir asır önce bizi yöneten adam, iktidarı babasından miras olarak devralmıştı ve hem padişah hem de halife idi. Orta şarkta gayet normaldi bu durum.AK Partiyle, kendine "hizmet hareketi" diyen Gülen Cemaati arasındaki sürtüşmeyi bunu göz önüne alarak izlemek şart oldu.Etrafında danışman ordusuyla gezen, tarihimizde hiç olmadığı kadar danışman istihdam ettiği halde kimseye tek bir hususta dahi danışmayan başbakanımız, son bir kaç yıldır halife olmasa da mareşal olmaya çalıştı. Dış politikamız buna göre şekillendirildi. Hükümet tarafından "İsraile rağmen, Amerika için" diyebileceğimiz bir dış siyaset güdüldü. Bu yüzdendir ki İsraille bu kadar sürtüşme yaşanmasına rağmen Türkiye ve iktidar, Amerika tarafından gözden çıkarılmadı. Wikileaks belgelerini dikkatli okuyanlar bunu zaten görecektir.Okyanus ötesindeki şahsın koordinatörlüğündeki hareket, katıksız bir Amerikancı siyaset gütme taraftarı olduğundan, istemeye istemeye bunu sineye çekti ama bu güne kadar iktidar bir şekilde paylaşıldı. Karşılıklı ödünler verildi, baştaki lidere biat edilir görünüldü, vs... Yani siz, biz, ben, mevcut hükümeti ziyadesiyle Amerikancı görürken (bu memlekette aksi pek mümkün değildir ya, neyse), Amerikanya menfaatine yeterince çalışılmadığı kanaatinde olanlar vardı.Ne zaman ki başbakanın sağlığı bozuldu, fiziksel olarak aksadı, iç çekişmeler hemen gün yüzüne çıktı. Ne zaman Suriye ve İran politikası sertleşti, hizmet bastırdı. Ne zaman Rusyayla Türkiye yakınlaşsa, hizmet hareketi hemen müdahale etme gayretine girişti çünkü, Rusya bazı hareketlere, okullara geçit vermedi.Şimdilerde bir dershane kavgasıdır gidiyor. Sektörde en az %25 ağırlığı olan hizmet hareketi, kalan %75'i de öne sürerek bu işe şiddetle karşı çıkıyor. Bezmi Alem Valide Sultan Camisinde var olduğu iddia edilen bira kutusunun sonradan konulduğunu dahi açık eder hale geldiler. (Kıptinin merdi secaat ederken sirkatin söylermiş)Başbakan bu güne kadar Siyasal İslamın hep politik ve görüntüde ticari kısmına hakimmiş gibi bir hava yaratıldı. Hoca efendi (!) ise daima "estağfurullah, yok öyle bir şey" demesine rağmen pekala günümüz halifesi olarak lanse edildi. Ne zaman ki hizmet hareketi artık görüntüde de olsa siyasette öne çıkmaya gayret etti, iki erki de eline almaya çalıştı, işte orada film koptu. Uhrevi (!) lider harekete geçince, dünyevi lider de karşı hamlesini yaptı. Hareketin şah damarına bıçağı dayadı. O şah damarı ki otuz yıldır halifenin insan kaynakları yönetimine kaynak sağlamakta. Türlü sebeplerle ocağına düşürdüğü sabilerin beynini yıkayıp yetiştirdi, bürokrasiye, ticarete hakim olmaya kalktı. Fenerbahçe Spor Kulübü operasyonunda bataklığa saplandı ve tökezleyebileceği anlaşıldı. Biraz da bundan sonradır ki durdurulabileceği inancıyla karşı hamleler yapıldı. Bu güne kadar satranç hep perdenin arkasında oynandığından, çoğumuz farkına varamadık. Peki şimdi ne olacak?Unutmayalım ki bu mücadele Türkün mücadelesi, kavgası değil. Bu aslında Amerikanın, İsrailin, Rusyanın, Almanyanın ve adı geçmese de yüz yıllardır her taşın altından çıkan Britanyanın kavgası. Çin de dahil olur mu bilmem. (Başbakanın Şangay Beşlisi çıkışı denkleme Çini katabilir) Elimizden gelenler sınırlı, çözüm sadece içeride değil.Tarafların tamamı kapitalist, tamamı tacir. Dolayısıyla, money talks. Borular döşenir de Almanyaya gaz giderse Avrupa geri çekilir (Batının İran politikasındaki dönüşüme bir de bu gözle bakın). Bu gazı Rusya satarsa ya da fiyatını belirlerse bal badem olur (Güvenlik Konseyinde İrana ambargoya biz "hayır" derken Rusya neden karşı çıkmadı acaba?) Radarı zaten Çin kuruyor, doğu da tamamdır. Donanma komple TCG Hasdal'a bindirildiğinden İngiltere rahat. İş kala kala İsraille Amerika arasında denge kurmaya kalır ki memleketin sağ politikacılarının en iyi oynadığı iptir bu. İsrailin varlığı güvenceye alınır (yine İran çıktı bak), Amerikanın BOP emelleri de gerçekleşirse sorun biter.Dershanelere bir geçiş süreci tanınır, vergi denetçileri şirketlerden çekilir, araya bir dış gezi sıkıştırılır. İşlem tamamdır.


17 Kasım 2013 Pazar

açılıyoruz, aslında saçılıyoruz

17 Kasım 2013 tarihli gazeteleri okuduğunuzda göreceksiniz olanları. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, T.C. Başbakanı, Diyarbakırda Barzani ile miting yaptı, birkaç yıl önce kendisine galiz küfürler eden belediye başkanıyla el ele tutuştu, Irakın kuzeyine Kürdistan dedi, vs vs...

Uluslararası münasebetlerde ne kalıcı dostluk ne de sürekli düşmanlığın olmadığını biliyoruz elbet, moron değiliz çok şükür. Gel gelelim başımızdaki yöneticilerimizin dış politikada bu kadar zikzak yaptığını görmemiştik. Dış politikanın iç politikada bu kadar kullanıldığını ise ne görmüş ne de duymuştuk.

Tamam, gerçekçi politika gereği ülkelerin tavırlarında zaman zaman değişiklik olabilir fakat; bu kadar kıvırma, tükürdüğünü bu kadar çabuk yalama kabiliyeti, Irakın kuzeyindeki bir Kürt Devletinin Türkiyeye tehdit olmayacağını, aksine Türkiyenin menfaatine olacağını savunan beni bile bir hoş etti.

Gelelim iç politikaya ve açılım laflarına. "Laflarına" diyorum çünkü bugüne kadar eylem görmedik, hep laf işittik. Hükümet, fırsatını bulduğunda temel hak ve özgürlükleri nasıl da sınırlama, hatta yok etme eğiliminde olduğunu defalarca gösterdi. Seküler yaşam tarzına düşman olduğu aşikar. Bu meclisten, bu hükümetten demokrasi, hak ve özgürlük bekleyenler, ne içtiyse söylesin belki bize de faydası olur. 

Şivan Perverin İboyla konser vermesi, başbakanın belediye başkanıyla el ele tutuşması, memleketin Kürt sorununu çözmeye yönelik eylemler değildir. Bunların hepsi, geçtiğimiz Haziran ayında gerilimi tırmandırarak yobaz seçmene oynayan, bir hafta memleketi kızlı erkekli yaşanan evler tartışması üzerinden sinir hastası yapan ve kendi seçmen tabanında safları sıklaştıran başbakanın, demokrasi havarisi gibi görünüp yerel seçimlerde oy kapma taktiğidir. Türkiyenin doğu ve güney doğusunda etkin olan Apoya karşı Barzani kartını yutturma çabasıdır. Biliyoruz ki hiçbir oyunda Vale, Papazı yemez. O yüzden Barzani hamlesi tutmayacaktır. Politikacılar, her zamanki gibi "bul karayı al parayı" yapıp el çabukluğuyla vatandaşı çarpma derdindedir. Bölgede gereksiz ve tehlikeli bir beklenti yaratan, Türkiyede oldukça tehlikeli olabilecek bir etnik siyaset kazanının ateşini sürekli harlayan başbakan, hatasını anladığında iş işten geçmiş olacaktır.

O gün geldiğinde Türkiye, tüm kurmayları TCG Hasdal'a bindirilmiş donanmasının caydırıcılığından yoksun bir halde uluslararası ilişkiler terazisinin kefesinde hafif kalacak, dış destekle terörist saldırıları yeniden başladığında ise bugüne kadar bir orduya komuta etmemiş, tombaladan çıkmış Genelkurmay Başkanı ile askeri bir operasyon yapamayacaktır.

Dünya, üzerinde Türkiye olsa da olmasa da, Ortadoğuda barış olsa da olmasa da, Türkler ve Kürtler olsa da olmasa da dönmeye elbet devam edecektir. Sonumuz hayrolsun.


18 Ekim 2013 Cuma

Kutlu Bayramlar

TCG Hasdal'ın mürettebatı bu bayramı da mahpus geçirecekmiş, deliller sahte, yargılama göstermelikmiş, ne gam !!!

Çan kulesinin gölgesindeki evinin banyo küvetinde gizli gizli keseceği kurbanını, o mürettebat sayesindedir ki açıkta kesiyor millet. 


İşte o milletin bir kısmı bugün, lacivert üniformaya taparken, haki, gök mavisi ve beyaza söver hale gelmiş. Al bayrağa ve Atatürk'e saydırmayanı koğuşta sayar hale gelmişiz. 


Hür bayramımız kutlu olsun. İbadetler, dualar kabul olsun. Daha kötü olmadan, millet bu yaptığından pişman olmadan memleket doğru yolu bulsun dilerim.


İçeridekilere ve yakınlarına ise ancak ve ancak sabır dilerim.


Mutlu bayramlar.