Tarihe geçsin diye söylüyorum, 31 Mayıs 2013 günü film koptu ülkede. On yıldır ara vermeden izlettikleri Tayyip filminin makarası o gün iflas etti. İtilaf devletlerinin işgalinden beri ilk defa bu kadar insan sokağa çıktı İstanbulda. Ülkenin dört bir yanında pasif direniş oldu. Yakmadan, yıkmadan, sövmeden direndi insanlar. Politikacıları ziyadesiyle korkuttu bu direniş. Böylesine bir eylemle nasıl mücadele edeceklerini bilmiyorlardı. Taksimde sahne kurdu devlet; sivil polisler çevik kuvvete molotoflarla saldırdı. Ofsayta düşürdük hepsini, parka çekildik. Sanata ve sanatçıya saygımızdan, ne kadar kötü bir temsil olursa olsun alkışladık tüm polisleri. Terörist dediler bize, alkolik ve en sonunda ÇAPULCU dediler. Gururla taşıdık iki haftadır "çapulcu" sıfatını adımızın bile önünde.
Gazzede tankların ezdiği çocuklara ağlayanlar, Taksimde, Tunalıda, Adanada TOMA tarafından ezilenlere esip gürlediler. Gazzede kimyasal silah kullanıldı diye ortalığı ayağa kaldıranlar, Taksimde öyle bir gaz sıktılar ki halka, her soluyan kan tükürdü, bayıldı, derisi yandı. Bilemedik ne olduğunu, sadece kapsüllerini bulabildik. İbraniceydi yazılar, okuyamadık.
Sen, Çapulcu kardeşim, sosyoloji, tarih ve hukuk hocalarının derste bir ütopya gibi anlattığı doğrudan demokrasiyi, paranın geçmediği bir yaşamı, devletten bile sosyal bir örgütlenmeyi gösterdin herkese. Kandil kutladın, Taksimin en kalabalık cemaatiyle namaz kıldın da rahatsız oldu sütü bozuklar. Mescidini, revirini yıktılar, dilek ağacını yaktılar. Mide ilacından koruyucu karışım yaptın, yüzünü, gözünü mide ilacıyla yıkadın ama ne komik ne de deli olmadın merak etme. İstanbulun göbeğinde toz maskesi, bozkırın ortasında yüzücü gözlüğü taktın da direndin. Biliyorum, aklı başında eylemlerde yanımda olacaksın, düşersem kaldıracaksın elimden tutup. Bir tivitine bakar benim de sana koşmam, seni iyi ki tanıdım.
Sen, ülkücü arkadaşım, için içini yedi de gelemedin mi bizimle? Oysa biz herkesi çağırmıştık sokağa, parti bayrağı yoktu hiçbirimizde, valla. Evde oturup hükümetin gazetelerini okursan elbette bizi Apocu bile sanabilirsin. Çok kızmıyorum sana. Belki sen de özgür iradenle hareket etmeyi öğrenir ve bir daha sefere yanımızda olursun. Amma ve lakin şu partinin başındaki adama "Türkmen Beyi" demeyi de bıraksan iyi olur.
Sen, Kırşehirli, Yozgatlı, Manisalı, Afyonlu, Rizeli çiftçi, esnaf kardeşim, arkadaşım, amca ve teyzem, o televizyon, o gazeteler var ya, hah işte. Onlar seni uyutuyor, zehirliyor, bırak onları. Buğdayın kilosuna 5 kuruş, sütün litresine 10 kuruş destek verdi, traktör kredisinin icradaki faizinin faizini taksitlendirdi diye bunlara destek verip bize kızıyorsun biliyorum. Soyuyorlar seni, belini incitmeden her şeyi yapıyorlar sana. İnanmazsan kasabandaki, şehrindeki parti yöneticilerine bak, eğitimleri ne, ne iş yapıyorlar, ne paralar kazanıyorlar, nasıl arabalara biniyorlar ve nasıl evlerde oturuyorlar, nereden geliyor bu değirmenin suyu? Senin öğretmen kızın atanmazken, oğlun dersaneden başı önünde ve umutsuz gelirken onların çocukları neler elde ediyor? Bir düşün, sorgula da sonra bize yine kız. Haydut de, eşkiya de hatta terörist de. Ama ne olur kafanı kaldır da bir bak.
Sen, Antalyalı, Trakyalı abim, sen iki göz evde oturur, 800 lirayla evini geçindirmeye uğraşırken dedenden kalan toprağına dikilen lüks otelde İngiliz, Arap, Alman nasıl olup da günlük 50 liraya ailece kalıyor diye sordun mu? Bu sene biber iyi para yaptı derken sana verilen tohumun kısır olduğu aklına geldi mi? Yunanın, Bulgarın silahla giremediği topraklarına Kanola ektin, artık vazgeçsen bile tarlana kaç sene başka bir ürün ekemeyeceğini, verim alamayacağını hesap ettin mi?
Sen, hakim ve savcı meslektaşım, hanımın tayini eve yakın yere yapılsın, hem belki lojman da çıkar diye kitabı, kanunu değil de bakanlıktan gelen faksta yazılı kuralları uygularken hiç mi vicdanın sızlamadı? Fakülteden sıra arkadaşın avukat, adliyeden yaka paça götürülürken odanın penceresinden izlerken ne düşündün? Oh olsun mu dedin?
Sen, hekim, hemşire, ebe, şoför arkadaşım, büyüksün. Saygıdeğersin. Ne yapsak hakkın ödenmez. Meslek yeminine sonuna kadar sadık kaldın diye kelepçe taktılar sana, hem de ters kelepçe. Binlerce insanın kanı eline bulaşan teröriste yapılmayan uygulama, sana layık görüldü ya, üzülme. Dik dur, sana taktıkları o plastik kelepçeler madalyandır artık senin.
Sen, avukat meslektaşım, elinden gelen yardımı esirgemedin. Gece sabaha kadar nöbetteydin karakolda, baroda, parkta ve meydanda. Adliyede ayaklar altında çiğnendin, sürüklenerek otobüslere bindirildin de götürüldün merkeze. Cübben onurun, meslek yeminin gururundur. Çoluk çocuk karakollarda işkence görmedi, gözaltında kaybedilmediyse sayendedir. Aklı başında fertler sana minnettardır.
Ve sen polis. Sen ne arkadaşım, ne de kardeşimsin artık. Bir devleti küçük düşüren, halkını ezen, insanları öldüren, yakan, yıkan, çocukları kör, çolak bırakan sen!!! Hiç utanmadın mı kanunsuz emri uygularken, hiç mi vicdanın sızlamadı bebek arabasına yakıcı kimyasal sıkarken? Gün gelir de bir gün hesap sorarlar diye korkmadın mı? And olsun ki gücüm yettiğince seninle ve haksız, hukuksuz, orantısız uygulamalarınla ve bizatihi varlığınla mücadele edeceğim.
Tahirius.
16 Haziran 2013 Pazar
#direngezi
Etiketler:
biber gazı,
direniş,
gaz bombası,
gezi parkı,
lanet olası federaller,
polis şiddeti,
politika,
tayyip erdoğan,
toma
26 Ocak 2013 Cumartesi
Babadan oğula meyhane
Meyhaneye giderken, sef garsona selam soyleyen bir babanin evladiyim. Bazilarimizin sansli dogduguna inaniyorum. :)
Yeni Yıl
302'nin kirli koltuklarından birinde,
muavinin getirdiği poşet suyu içerek,
bıyıkları sararmış şoförün aksini camda görerek,
ve gözlerimi kaçırarak suçlu suçlu,
karlı bir yolda girmek isterdim yeni yıla.
muavinin getirdiği poşet suyu içerek,
bıyıkları sararmış şoförün aksini camda görerek,
ve gözlerimi kaçırarak suçlu suçlu,
karlı bir yolda girmek isterdim yeni yıla.
15 Aralık 2012 Cumartesi
Tutunamayan
Uçmağa gittiğin gün doğan nesil, dün 35. yaşını doldurdu. Bir başka deyişle, yolun yarısını geçti. Ben hala kelimelerin nasıl olup da bazı anlamlara gelmediğini çözmeye çalışıyorum.
Bitirmedim hala Tutunamayanları. 15 senedir başucumda halbuki. Affedersin Oğuz Atay.
Bitirmedim hala Tutunamayanları. 15 senedir başucumda halbuki. Affedersin Oğuz Atay.
26 Eylül 2012 Çarşamba
NEŞET ERTAŞA AĞIT
Kamayı tam böğrümüze diktin,
Gonca gülümüzü hep sen derdin,
İlimizi, tüm yasa sevk ettin,
Gönlümüz içirik oldu gayrı.
Hemi garblıyız hemi de şarklı,
Kravatlıyız, başımız yaşmaklı,
Veyselin, Neşetin yeri ayrı,
Gonca gülümüzü hep sen derdin,
İlimizi, tüm yasa sevk ettin,
Gönlümüz içirik oldu gayrı.
Hemi garblıyız hemi de şarklı,
Kravatlıyız, başımız yaşmaklı,
Veyselin, Neşetin yeri ayrı,
İçimiz gadayla doldu gayrı.
Yıktın direğini obamızın,
Tadını komadın aşımızın,
Yaştan feri söndü gözümüzün,
Sazımızı yetim koydun gayrı.
GARİBİN vadesini yetirdin,
Ocağımızı kör, küllük ettin,
Güzün günü zemheriye kestin,
Felek bize ne ettin, de gayrı.
Yıktın direğini obamızın,
Tadını komadın aşımızın,
Yaştan feri söndü gözümüzün,
Sazımızı yetim koydun gayrı.
GARİBİN vadesini yetirdin,
Ocağımızı kör, küllük ettin,
Güzün günü zemheriye kestin,
Felek bize ne ettin, de gayrı.
29 Temmuz 2012 Pazar
araz, arıza
hukuk eğitimi alanların arazı bu sanırım. hukuk bilginizi hayatınızın her alanında kullanmaya çalışıyorsunuz. hatta, avukatlığı terkedip ticarete atıldığınızda dahi bu huyunuzu devam ettiriyorsunuz. mevzuata uygun davranmaya, sözünüzü tutmaya, dediğinizin o dakika olmasına çalışıyorsunuz. o güne kadar önünü iliklemeden büronuza girmeyen, giremeyen adamların ticaretteki iki yüzlülüğünü, yalanlarını görüp efsunlanıyorsunuz. adeta bağışıklık kazanıyorsunuz yalanlara ve yüzüne tükürmek istiyorsunuz iki yüzlü insanların. sonra "lanet olsun" deyip birçok meslektaşınızın yaşadığı deneyimi tekrarlayıp mesleğinize dönüyorsunuz.
o yalancılar, iki yüzlüler, her devrin adamları yine büküyor boyunlarını karşınızda. ama bu sefer biliyorsunuz o masumlaştırılmış sözlerin, ifadelerin arkasında neler olduğunu ve inanmıyorsunuz insanlara, inanamıyorsunuz. zira güven, bir defa kullanılan bir koz.
harcadım ben o tek kullanımlık kozu. güvenemiyorum artık kimselere. her şey yeniden başlıyor ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
o yalancılar, iki yüzlüler, her devrin adamları yine büküyor boyunlarını karşınızda. ama bu sefer biliyorsunuz o masumlaştırılmış sözlerin, ifadelerin arkasında neler olduğunu ve inanmıyorsunuz insanlara, inanamıyorsunuz. zira güven, bir defa kullanılan bir koz.
harcadım ben o tek kullanımlık kozu. güvenemiyorum artık kimselere. her şey yeniden başlıyor ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
13 Temmuz 2012 Cuma
aşk=kramp
onbir yaşında görürsün onu. aynı şehirde, başka servislerde okula yolculuk edersin. otobüsün şoförü bassın gaza da geçsin ötekini diye dua edersin, sollarsın neticede. ama o, servisinin sağına oturmuştur, göremezsin. bu sefer de şoför yavaşlasın diye dua edersin içinden. karnına kramplar girer onu düşündükçe.
yıllar geçer, onbeş yaşında aynı servisle yolculuk edersin artık. yalnız bir sorun vardır, o en önde oturur, sen en arkada oturursun. ergenlik işte, yanına gidip de iki çift laf edemezsin. yine karnına kramplar girer onu düşündükçe.
yıllar geçer, kocaman bir şehirde sokakta karşılaşırsın. dilini yutarsın, konuşamazsın. hık, mık merhaba faslından sonra birkaç kere görüşürsün. dökemezsin içindekini. iş, okul derken başka şehre gidersin bir defa daha. bu sefer de aklına geldikçe kramplar girer, kilo verirsin.
yıllar yıllar yıllar geçer, yaş otuzu geçer. bir fotoğrafı çıkar karşına. şerbetlisindir bu sefer (!) kramp daha gelmeden hazırlık yaparsın, yiyebildiğin kadar yersin. bilirsin ki sonra üç gün iştah yok.
hasbelkader telefon numarasını alırsın, aramak için telefona bir gün boyunca salak salak bakarsın. konuşursun işte, selam sabah. bi kahve içmeye davet edersin, meşguldür gelemez vs... yıllar sonra sesini duymak bile garip gelir. ilginçtir, hiç değişmemiştir sesi. yine kramptan kıvranırsın.
sonra zırtapozun teki sana, aşkın bir tarifinin, tanımının olmadığını söyler. kafa, göz, allah ne verdiyse dalasın gelir. bilmez ki kefere, sen tarifi çoktan yapmışsındır: kramptır ulan aşk, mideye giren kramp.
yıllar geçer, onbeş yaşında aynı servisle yolculuk edersin artık. yalnız bir sorun vardır, o en önde oturur, sen en arkada oturursun. ergenlik işte, yanına gidip de iki çift laf edemezsin. yine karnına kramplar girer onu düşündükçe.
yıllar geçer, kocaman bir şehirde sokakta karşılaşırsın. dilini yutarsın, konuşamazsın. hık, mık merhaba faslından sonra birkaç kere görüşürsün. dökemezsin içindekini. iş, okul derken başka şehre gidersin bir defa daha. bu sefer de aklına geldikçe kramplar girer, kilo verirsin.
yıllar yıllar yıllar geçer, yaş otuzu geçer. bir fotoğrafı çıkar karşına. şerbetlisindir bu sefer (!) kramp daha gelmeden hazırlık yaparsın, yiyebildiğin kadar yersin. bilirsin ki sonra üç gün iştah yok.
hasbelkader telefon numarasını alırsın, aramak için telefona bir gün boyunca salak salak bakarsın. konuşursun işte, selam sabah. bi kahve içmeye davet edersin, meşguldür gelemez vs... yıllar sonra sesini duymak bile garip gelir. ilginçtir, hiç değişmemiştir sesi. yine kramptan kıvranırsın.
sonra zırtapozun teki sana, aşkın bir tarifinin, tanımının olmadığını söyler. kafa, göz, allah ne verdiyse dalasın gelir. bilmez ki kefere, sen tarifi çoktan yapmışsındır: kramptır ulan aşk, mideye giren kramp.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)