onbir yaşında görürsün onu. aynı şehirde, başka servislerde okula yolculuk edersin. otobüsün şoförü bassın gaza da geçsin ötekini diye dua edersin, sollarsın neticede. ama o, servisinin sağına oturmuştur, göremezsin. bu sefer de şoför yavaşlasın diye dua edersin içinden. karnına kramplar girer onu düşündükçe.
yıllar geçer, onbeş yaşında aynı servisle yolculuk edersin artık. yalnız bir sorun vardır, o en önde oturur, sen en arkada oturursun. ergenlik işte, yanına gidip de iki çift laf edemezsin. yine karnına kramplar girer onu düşündükçe.
yıllar geçer, kocaman bir şehirde sokakta karşılaşırsın. dilini yutarsın, konuşamazsın. hık, mık merhaba faslından sonra birkaç kere görüşürsün. dökemezsin içindekini. iş, okul derken başka şehre gidersin bir defa daha. bu sefer de aklına geldikçe kramplar girer, kilo verirsin.
yıllar yıllar yıllar geçer, yaş otuzu geçer. bir fotoğrafı çıkar karşına. şerbetlisindir bu sefer (!) kramp daha gelmeden hazırlık yaparsın, yiyebildiğin kadar yersin. bilirsin ki sonra üç gün iştah yok.
hasbelkader telefon numarasını alırsın, aramak için telefona bir gün boyunca salak salak bakarsın. konuşursun işte, selam sabah. bi kahve içmeye davet edersin, meşguldür gelemez vs... yıllar sonra sesini duymak bile garip gelir. ilginçtir, hiç değişmemiştir sesi. yine kramptan kıvranırsın.
sonra zırtapozun teki sana, aşkın bir tarifinin, tanımının olmadığını söyler. kafa, göz, allah ne verdiyse dalasın gelir. bilmez ki kefere, sen tarifi çoktan yapmışsındır: kramptır ulan aşk, mideye giren kramp.
13 Temmuz 2012 Cuma
10 Temmuz 2012 Salı
kaosa aşık olmak, kaosta aşık olmak
seviyorum seni ey Konstantiniyye. trafiğine, içinde yaşayan hödüklerine, keşmekeşine rağmen.
seviyorum seni, içinde sevdiğim var. sevdiklerim var. kimisi beni sevmese de, kimisi sevildiğini bilmese de.
seviyorum seni, gece vakti canım sıkıldığımda içinde dolaşıp kokunu içine çekiyorum.
seviyorum seni, hasret kaldığımda daha da çok. ruyamda görecek kadar seni.
seviyorum seni, içinde sevdiğim var. sevdiklerim var. kimisi beni sevmese de, kimisi sevildiğini bilmese de.
seviyorum seni, gece vakti canım sıkıldığımda içinde dolaşıp kokunu içine çekiyorum.
seviyorum seni, hasret kaldığımda daha da çok. ruyamda görecek kadar seni.
21 Mayıs 2012 Pazartesi
nerede kalmıştık?
uzun süredir yazmaya elim gitmiyordu. sanırım sadece öfkelenince ve yahut sevinince yazabiliyorum.
Devlet Tiyatroları ile alakalı gelişmeleri herkes basından takip ediyordur. İktidar, her zamanki gibi gerçekleri saptırıyor ve okumayan, araştırmayan, başbakanın sözlerine körü körüne inanan halkı yanlış yönlendiriyor. Devlet Tiyatroları, en köklü kurumlarımızdan biri. Zarar ettiği için kapatılması gündemde. Gerekçe, işi bilmeyenler için inandırıcı : zarar ediyor. Ülkeyi şirket mantığıyla yöneten politikacılar, her işin bir bilançosunu çıkarıyorlar ve zarar eden veya zarar ettiğini ileri sürdükleri kurumları kapatıyorlar. Devlet Tiyatroları da yılda yaklaşık 140 milyon lira zarar eden bir kurum, politikacılara göre bütçenin sırtındaki kambur. Gerçekte öyle mi? Zarar ettiği doğru ama bu zaten beklenebilir ve olması gereken bir durum. Memleket sathında 60 sahnesi olan bu tiyatro, anayasasında sosyal devlet olduğu yazılan Türkiye Cumhuriyetinin sübvanse etmesi gereken kurumlarından yalnızca birisi. Tıpkı Karayolları Genel Müdürlüğü ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi. Sanatçılara söz geçiremeyen, sahneye konan oyunların içeriğine müdahale edemeyen politikacılar, şimdi bu kurumu kapatmak istiyor. Halka anlatılan masala göre de, buraya harcanan para özel tiyatrolara destek olarak verilecek.
Bunların külliyen yalan olduğunu, önceki icraatlara bakanlar hemen anlayabiliyor. Özel tiyatrolara destek verilmesine itirazım yok ama bunun yolu Devlet Tiyatrolarını hal'etmek değildir. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerden yandaş basının yayınlarını izleyenler için sahneleri kapatmanın bir sakıncası yok.peki taşradaki çocuklar ne yapacak? Büyük bir şehire kapağı atmadıkça oyun izlemesi imkansız. Ülkemizde tiyatroya gitmemiş, hatta tiyatronun ne olduğunu bilmeyen milyonlarca insan var. Bir de onların tarafından bakmak gerekmiyor mu?
Madem özel tiyatrolara destek verilecek, Devlet Tiyatrolarında yeniden yapılanmaya gidilip daha münasip çözümler pekala bulunabilir. Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki sahnelerin en büyükleri bırakılıp diğerleri kapatılır, taşraya ağırlık verilir. Kurumun yönetim sistemi değiştirilerek daha az masraflı hale getirilir. Böylece Devlet Tiyatroları asıl amacına hizmet etmiş olur. Özel tiyatroların gitmediği, gidemediği şehirlerdeki (Adana, Diyarbakır, Van) sahnelerde oyunlar oynanır. Ayrıca yine ülkemiz özel tiyatrolarının altından kalkamayacağı geniş kadrolu ve masraflı oyunlar da sahneye konabilir. Tiyatro okulu gibi çalışan bu kurum zinhar kaldırılmamalıdır. Yeniden yapılanmaya, verimliliğe EVET ama kapatmaya HAYIR.
Devlet Tiyatroları ile alakalı gelişmeleri herkes basından takip ediyordur. İktidar, her zamanki gibi gerçekleri saptırıyor ve okumayan, araştırmayan, başbakanın sözlerine körü körüne inanan halkı yanlış yönlendiriyor. Devlet Tiyatroları, en köklü kurumlarımızdan biri. Zarar ettiği için kapatılması gündemde. Gerekçe, işi bilmeyenler için inandırıcı : zarar ediyor. Ülkeyi şirket mantığıyla yöneten politikacılar, her işin bir bilançosunu çıkarıyorlar ve zarar eden veya zarar ettiğini ileri sürdükleri kurumları kapatıyorlar. Devlet Tiyatroları da yılda yaklaşık 140 milyon lira zarar eden bir kurum, politikacılara göre bütçenin sırtındaki kambur. Gerçekte öyle mi? Zarar ettiği doğru ama bu zaten beklenebilir ve olması gereken bir durum. Memleket sathında 60 sahnesi olan bu tiyatro, anayasasında sosyal devlet olduğu yazılan Türkiye Cumhuriyetinin sübvanse etmesi gereken kurumlarından yalnızca birisi. Tıpkı Karayolları Genel Müdürlüğü ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi. Sanatçılara söz geçiremeyen, sahneye konan oyunların içeriğine müdahale edemeyen politikacılar, şimdi bu kurumu kapatmak istiyor. Halka anlatılan masala göre de, buraya harcanan para özel tiyatrolara destek olarak verilecek.
Bunların külliyen yalan olduğunu, önceki icraatlara bakanlar hemen anlayabiliyor. Özel tiyatrolara destek verilmesine itirazım yok ama bunun yolu Devlet Tiyatrolarını hal'etmek değildir. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerden yandaş basının yayınlarını izleyenler için sahneleri kapatmanın bir sakıncası yok.peki taşradaki çocuklar ne yapacak? Büyük bir şehire kapağı atmadıkça oyun izlemesi imkansız. Ülkemizde tiyatroya gitmemiş, hatta tiyatronun ne olduğunu bilmeyen milyonlarca insan var. Bir de onların tarafından bakmak gerekmiyor mu?
Madem özel tiyatrolara destek verilecek, Devlet Tiyatrolarında yeniden yapılanmaya gidilip daha münasip çözümler pekala bulunabilir. Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki sahnelerin en büyükleri bırakılıp diğerleri kapatılır, taşraya ağırlık verilir. Kurumun yönetim sistemi değiştirilerek daha az masraflı hale getirilir. Böylece Devlet Tiyatroları asıl amacına hizmet etmiş olur. Özel tiyatroların gitmediği, gidemediği şehirlerdeki (Adana, Diyarbakır, Van) sahnelerde oyunlar oynanır. Ayrıca yine ülkemiz özel tiyatrolarının altından kalkamayacağı geniş kadrolu ve masraflı oyunlar da sahneye konabilir. Tiyatro okulu gibi çalışan bu kurum zinhar kaldırılmamalıdır. Yeniden yapılanmaya, verimliliğe EVET ama kapatmaya HAYIR.
13 Mayıs 2009 Çarşamba
hadise
eurovision şarkı yarışması finallerine şunun şurasında üç gün kaldı. ne kadar ilgisizmiş gibi dursak da (ben dahil), toplum olarak bu yarışma bizim zaafımız. 2003 yılında Sertab Erenerin katıldığı ve birinci olduğu yarışmadan sonra, milli bayramlardan daha coşkulu kutlamalar görmüştük. neyse, amacım bunları eleştirmek değil. dedim ya, zaafımız var, dayanamıyoruz.
dün akşam, moskovada yapılan yarı finali izledik televizyondan. "düm tek tek" adlı şarkıyla bizi temsil eden Hadise'yi de yarışma kostümü ve koreografisiyle izleme şansımız oldu. elbisesine bir sürü laf edildi sağda solda. nereye gitsek, hangi ortama girsek söz dönüp dolaşıp Hadiseye geliyor.
Baştan söyleyeyim, Hadise çok güzel ve alımlı bir kız. Elbise işine pek kafam basmadığından ona da bir şey diyemem, giyiyorsa bir bildiği vardır. Zaten memleket olarak kadınların elbisesine karışmaya da bayılıyoruz.
Eurovision gibi, birkaç dakika sahnede kalınan, seyirciler tarafından oylanan bir yarışmada klasik müzik dinlenmeyeceğinden, üç gündür de dilime dolandığından, şarkının da amacına ulaştığını gayet rahat ifade edebilirim. Gelelim esas meseleye.
Yarı finali rahatlıkla geçen Hadise, finalde kaçıncı sırada sahneye çıkacağını belirlemek için kura çekti. Torbaya elini attı ve "bismillahirrahmanirahim" diyerek çekti kurasını. İşte benim jeton da orada düştü.
Biz böyleyiz işte, yarı çıplak kıyafet giyeriz ama yan bakan olursa da kodu mu oturturuz.
Kurayı besmeleyle çekeriz. Sahneye çıkarken elimiz ayağımız boşanır, çıkınca da yerimize oturamayız, ha bire kıvırtırız. Başarılı olursak önce bir çığlık atar sonra dakikalarca ağlarız. Hadise de bunları yaptı dün. Bizim aynamız işte bu kız. Siz, ben, herkesin yaptığını yapıyor. İyi de yapıyor. Bizi gezegenin kalanından farklı kılan ne varsa bu kızda da o var.
Çok sevimli hem. Üstelik alımlı (bunu söylemiştim biliyorum). Yarışmada derecesi ne olursa olsun sevdik bu kızı biz, zaten o yüzden yerden yere vuruyoruz.
Umarım bahtı açık olur
dün akşam, moskovada yapılan yarı finali izledik televizyondan. "düm tek tek" adlı şarkıyla bizi temsil eden Hadise'yi de yarışma kostümü ve koreografisiyle izleme şansımız oldu. elbisesine bir sürü laf edildi sağda solda. nereye gitsek, hangi ortama girsek söz dönüp dolaşıp Hadiseye geliyor.
Baştan söyleyeyim, Hadise çok güzel ve alımlı bir kız. Elbise işine pek kafam basmadığından ona da bir şey diyemem, giyiyorsa bir bildiği vardır. Zaten memleket olarak kadınların elbisesine karışmaya da bayılıyoruz.
Eurovision gibi, birkaç dakika sahnede kalınan, seyirciler tarafından oylanan bir yarışmada klasik müzik dinlenmeyeceğinden, üç gündür de dilime dolandığından, şarkının da amacına ulaştığını gayet rahat ifade edebilirim. Gelelim esas meseleye.
Yarı finali rahatlıkla geçen Hadise, finalde kaçıncı sırada sahneye çıkacağını belirlemek için kura çekti. Torbaya elini attı ve "bismillahirrahmanirahim" diyerek çekti kurasını. İşte benim jeton da orada düştü.
Biz böyleyiz işte, yarı çıplak kıyafet giyeriz ama yan bakan olursa da kodu mu oturturuz.
Kurayı besmeleyle çekeriz. Sahneye çıkarken elimiz ayağımız boşanır, çıkınca da yerimize oturamayız, ha bire kıvırtırız. Başarılı olursak önce bir çığlık atar sonra dakikalarca ağlarız. Hadise de bunları yaptı dün. Bizim aynamız işte bu kız. Siz, ben, herkesin yaptığını yapıyor. İyi de yapıyor. Bizi gezegenin kalanından farklı kılan ne varsa bu kızda da o var.
Çok sevimli hem. Üstelik alımlı (bunu söylemiştim biliyorum). Yarışmada derecesi ne olursa olsun sevdik bu kızı biz, zaten o yüzden yerden yere vuruyoruz.
Umarım bahtı açık olur
22 Ocak 2009 Perşembe
Devlet Adamı
israil gazzeyi bir ay bombardımana tuttu malumunuz. işine de böylesi geldiği için bitirdi harekatı (adına "tek taraflı ateşkes diyorlar ya neyse).
tamam, hepimiz kınadık, yeri geldi öfkelendik israil saldırısına.
ama birisi vardı ki, devlet adamlığı sınırlarını bayağı bir zorladı. zorlamak da değil de, resmen freni patladı, akli melekelerini bir kenara bıraktı. başbakan recep tayyip erdoğan'dan bahsediyorum. en sonunda birleşmiş milletler' e çattı, "sen ne işe yararsın?" mealinden laflar etti. e be sayın başbakanımız, hani güvenlik konseyine seçilmiştik, hani bu hariciyemiz için büyük bir başarıydı? yeni mi öğrendiniz birleşmiş milletler denen örgütün aslında çok da bir işe yaramadığını?
birleşmiş milletler zerre umurumda değil de, israil gazzeye girdi diye yaygarayı basan, vatandaşı olduğu ülkenin menfaatlerini ikinci plana atan bir başbakan ve ekibi tarafından alınan kararlarla kaderi ve yönü belirlenen bir vatandaş olduğum için endişeleniyorum haliyle. ve halimize şükrediyorum; amerikan büyükelçisi, birleşik devletler başkanı johnson tarafından gönderilen ve zehir zemberek ifadelerle dolu mektubu Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına sunduğunda, zarfı açan kişi recep tayyip erdoğan değil, iyiki İsmet İnönüydü.
tamam, hepimiz kınadık, yeri geldi öfkelendik israil saldırısına.
ama birisi vardı ki, devlet adamlığı sınırlarını bayağı bir zorladı. zorlamak da değil de, resmen freni patladı, akli melekelerini bir kenara bıraktı. başbakan recep tayyip erdoğan'dan bahsediyorum. en sonunda birleşmiş milletler' e çattı, "sen ne işe yararsın?" mealinden laflar etti. e be sayın başbakanımız, hani güvenlik konseyine seçilmiştik, hani bu hariciyemiz için büyük bir başarıydı? yeni mi öğrendiniz birleşmiş milletler denen örgütün aslında çok da bir işe yaramadığını?
birleşmiş milletler zerre umurumda değil de, israil gazzeye girdi diye yaygarayı basan, vatandaşı olduğu ülkenin menfaatlerini ikinci plana atan bir başbakan ve ekibi tarafından alınan kararlarla kaderi ve yönü belirlenen bir vatandaş olduğum için endişeleniyorum haliyle. ve halimize şükrediyorum; amerikan büyükelçisi, birleşik devletler başkanı johnson tarafından gönderilen ve zehir zemberek ifadelerle dolu mektubu Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına sunduğunda, zarfı açan kişi recep tayyip erdoğan değil, iyiki İsmet İnönüydü.
13 Aralık 2008 Cumartesi
Oğuz ATAY
bugün, 31 sene olmuş sen girdiğin banyodan çıkmayalı. yoktum bile bu dünyada. ben hala Tutunamayanlar' ı bitiremedim. senden özür diliyorum. umurunda olmadığını bile bile...
6 Kasım 2008 Perşembe
yassah hemşerim !
bir şeyler yapayım dedim, olmadı.
digiturk aboneliğimizi iptal ettireyim dedim, ev ahalisi yanaşmadı, o da olmadı.
türk telekom namlı lübnan şirketini protesto edeyim, tüketiciyiz son tahlilde dedim, oda ı-ıh.
bir şey olmamış gibi davranayım, kendimi böyle avutayım en azından dedim, o hiç olmadı.
memlekette bilmem kaç tane üniversite, bunların da yarısında hukuk fakültesi varken, bu hukuk fakültelerinin birisinden mezun olmuş, sözde hukuk nosyonuna sahip adamlar işi gücü bırakmış, internete erişimi engellemekle meşguller. neymiş? bazı blog sayfalarından kaçak digiturk yayını yapılıyormuş.
-yaz kızım, Gereği Düşünüldü:
Falanca filanca internet sayfasına erişimin engellenmesine, bu hususta telekomünikasyon ıvır zıvırına müzekkere yazılmasına, ...... karar verildi.
Bu mudur şimdi olay? Adama demezler mi:
-ooo, beyim siz çok yanlış gelmişsiniz. nerden baksan elli sene şaşırmışsınız yolunuzu.
oldu olacak, komple yasaklayın şu interneti. girilebilir birkaç site belirleyin, ne bileyim, t.c. başbakanlık sitesi zorunlu olarak açılış sayfası olsun. hatta karneye bağlayın internet erişimini. hak, hukuk, gak guk guguk diye ötenleri de derdest ediverin, verin birkaç gardiyanla cezaevi müdürü, doktorunun eline. olsun bitsin.
digiturk aboneliğimizi iptal ettireyim dedim, ev ahalisi yanaşmadı, o da olmadı.
türk telekom namlı lübnan şirketini protesto edeyim, tüketiciyiz son tahlilde dedim, oda ı-ıh.
bir şey olmamış gibi davranayım, kendimi böyle avutayım en azından dedim, o hiç olmadı.
memlekette bilmem kaç tane üniversite, bunların da yarısında hukuk fakültesi varken, bu hukuk fakültelerinin birisinden mezun olmuş, sözde hukuk nosyonuna sahip adamlar işi gücü bırakmış, internete erişimi engellemekle meşguller. neymiş? bazı blog sayfalarından kaçak digiturk yayını yapılıyormuş.
-yaz kızım, Gereği Düşünüldü:
Falanca filanca internet sayfasına erişimin engellenmesine, bu hususta telekomünikasyon ıvır zıvırına müzekkere yazılmasına, ...... karar verildi.
Bu mudur şimdi olay? Adama demezler mi:
-ooo, beyim siz çok yanlış gelmişsiniz. nerden baksan elli sene şaşırmışsınız yolunuzu.
oldu olacak, komple yasaklayın şu interneti. girilebilir birkaç site belirleyin, ne bileyim, t.c. başbakanlık sitesi zorunlu olarak açılış sayfası olsun. hatta karneye bağlayın internet erişimini. hak, hukuk, gak guk guguk diye ötenleri de derdest ediverin, verin birkaç gardiyanla cezaevi müdürü, doktorunun eline. olsun bitsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)